Buradasınız: Ana Sayfa » DOSYA » Şırnak, Cizre ve Nusaybin’de 1992 Newroz’u…

Şırnak, Cizre ve Nusaybin’de 1992 Newroz’u…

merkez-arsiv-92cizre-newroz4Şırnak, Cizre ve Nusaybin’de 1990′lı yıllarda yakılan Newroz ateşi kurşun yağmurlarıyla söndürülmek istendi. Kitleselleşen Newroz kutlamalarına yönelik silahlı saldırılarda onlarca kişi katledildi, yüzlerce kişi yaralandı, yüzlerce kişi gözaltına alındı, kentlerde sokağa çıkmalar yasaklandı, “devlet terörü” o gün başladı ve yıllarca sürdü. Newroz kutlamalarında katliamları gerçekleştiren polis, asker, korucu ve JİTEM elemanları hakkında her hangi bir işlem yapılmadı.

Kürt hareketinin başlattığı mücadele 1990′lı yıllarda bölgenin hemen hemen her tarafına yayılırken, Kütler, o güne kadar kutlamamaları için kendilerine unutturulmak istenen Newroz ateşini yeniden yakmaya başladı. Bu durum devletin genel ve yereldeki sözcülerin pek hoşuna gitmezken, kitlesel Newroz kutlamaları, silahlı saldırılarla engellenmek istendi. Bölgenin birçok yerinde katliamlar yaşandı. 21 Mart 1992 yılında Şırnak, Cizre ve Nusaybin’de Newroz ateşi yakıp, etrafından halaya duran Kürtlere karşı, polis, asker, korucu ve JİTEM elemanları silah kullandı. Almanya’nın “Sadece dış saldırılara karşı savunmada kullanma” şartıyla verdiği panzerlerin de kullanıldığı saldırılarda Newroz ateşi, kanla söndürülmek istendi. Şırnak, Cizre ve Nusaybin’deki kitlesel Newroz kutlamalarına yapılan silahlı saldırılarda, onlarcak kişi katledildi, yüzlerce kişi yaralandı, yüzlerce kişi gözaltına alınıp tutuklandı, halkın sokaklara çıkması yasaklandı. Katliamlara karşı, hükümet yetkilileri ile Türk medyası, kutlamaları devlete karşı bir başkaldırı olarak niteleyerek, aynı telden çaldı, polis ve askerleri “kahramanlaştırarak” göklere çıkardı, katliamları savundu. Katliamların faillerinin ortaya çıkarma konusunda ise hukuksal mekanizmalar bugüne kadar işletilmedi, dosyalar zaman aşımlarıyla kapatıldı. Newroz ateşinin söndürülmesi için 1990′lı yıllarda başlayan “devlet terörü” yıllarca sürdürüldü, ancak bugün milyonlarca kişi tarafından yakılıyor.

92 Newroz’u öncesi

Cizre’de Newroz, ilk kez 1990 yılında kitlesel olarak kutlandı ve hiç bir olay yaşanmadı. Ancak 1991 yılına gelindiğinde yeniden kutlanmak istenen Newroz, bu kez ölümlerle sonuçlanan ağır müdahalelere maruz kaldı ve kutlanmaması yönünde sivil halka devlet baskısı oluşmaya başladı. 15 Mart 1991 yılında Cizre’de yapılacak Newroz kutlamaları öncesinde devlet odaklı olduğu tahmin edilen kontra birlikler, 12 yaşlarında bir çocuğu karakol önünde açtığı ateş sonucu katlederken, 21 Mart’ta Cizre’de yapılan kutlamalar güvenlik güçlerinin müdahalesine maruz kalmış ve sokağa çıkma yasağı ilan edilmişti. Aynı yıl Newroz kutlamalarının bir başka adresi olan Mardin Dargeçit ilçesinde 3 yurttaş katledilirken, Mardin’in Nusaybin ilçesi, İstanbul, Adana, Cizre, Kulp, Hani, Diyarbakır illerini kapsayan Newroz kutlamalarında ise 31 kişinin yaşamını yitirdiği belirtildi.

92 Newroz’u

Newroz’un devlet tarafından fiili olarak kabul edildiği, ancak resmi bir tanınmanın söz konusu olmadığı 90′lı yıllarda, Newroz’u kendi renkleri ve sahip olduğu tarihsel bağlamı referans alarak ve kitleselleşerek kutlanmasına güvenlik güçlerinin müdahalesi sonucu olaylar yaşanıyor, bu olaylar sivil halk ve güvenlik güçleri arasındaki çatışmalara dönüşüyordu. Yumurta tokuşturma ve odun yakma gibi simgesel bir anlam yüklenerek Newroz’un kutlanmasını isteyen aksi takdirde yasaklanarak kutlanılmasına izin verilmeyeceğini ifade eden devlet yetkililerinin açıklamalarına karşılık, bulundukları yerlerde yaşayan Kürtler ise, yeşil-kırmızı-sarı renklerle ve lastik yakılması sonucu gökyüzüne yükselen siyahi bir dumanla Newroz’u kutlamayı tercih ediyor ve böylelikle devlet yetkililerinin yasaklayıcı tutumunu da protesto edilmiş oluyordu. 1992 yılı Mart ayına gelindiğinde Cizre’de başlayan Newroz kutlamalarında, gazete manşetlerinden “Aman sağduyu”, “Bayram değil İsyan”, “Bir polisimizi göstericiler linç etti” gibi atılan gazete başlıklarının yanı sıra, devlet yetkililerinin olaylara karşı suçlayıcı ifadeler kullanan açıklamalarda bulunması adeta yaşanan katliama provokatif bir davetiye çıkardı.

5 yaşından 70 yaşına biri gazeteci yüzler insan silahlarla tarandı

1992 yılında Cizre’de gerçekleşen Newroz kutlamalarına tanıklık edenlerin anlatımlarına göre, Newroz kutlamalarının yapılacağı 21 Mart gününün bir gün öncesinde kent merkezine karanlık çöktükten hemen sonra, Cizre’nin yoğun ve saatlerce süren silah sesleri duyuldu. Sabahında ise, Şırnak kent merkezi ve Cizre, Dargeçit, İdil ilçelerinde kutlanmaya başlanan Newroz etkinlikleri polis ve askerin müdahalesi ile karşılaştı. Dargeçit ilçesinde Newroz yürüyüşüne katılmak isteyen kitleye açılan ateş sonucu Abdurrahim Çiçek isimli yurttaş göğsünden vurularak katledilirken, Şırnak Kent Merkezi ve Cizre’de ise yapılan yürüyüş ve meydandaki kutlamalara katılan kitle otomatik silahlarla tarandı. Cizreliler yurttaşlar ile özel harekat timleri ve polisler arasında ara sokaklara yayılan karşılıklı çatışmalar saatlerce sürdü. 23 Mart’a kadar süren olaylarda biri gazeteci 57 kişinin taranarak katledildiği belirtilen resmi verilerin aksine bu sayının daha fazla olduğu belirtiliyor. Yine Şırnak kent merkezinde ise aralarında 5 yaşındaki Hatice Katar, 9 yaşındaki Mehdi Güngen, 65 yaşındaki Nebahat Kakuç ile 70 yaşındaki Ramazan Bayer ve Halil Babek isimli yurttaşlarında bulunduğu 100′e yakın yurttaş yine asker, özel tim ve polislerin silahlı müdahalesi sonucu yaşamını yitirdi. İHD, Baro ve çeşitli sivil toplum kuruluşlarının olayları yerinde inceleyen heyetlerinin, olayları ilişkin hazırladıkları raporlarda ise katledilen yüzlerce insanın yanı sıra, yüzlerce gözaltı, tutuklama ve soruşturma olduğuna işaret edilen verilerin yer aldığı ağır bir bilanço ortaya çıktı. Devlet yetkilileri ise yaptıkları açıklamalarda, yüzlerce sivil insanın katledilmesini “Ölenlerin çoğu PKK’li, aralarında PKK’liler vardı” şeklinde kendini savundu ve katliam görmezden gelindi.

İçişleri Bakanı Sezgin’den ‘teşekkür!’

Aynı gün Mardin’in Nusaybin ilçesinde onbinlerce kişi tarafından gerçekleştirilen Newroz kutlamalarında ise, yoğun polisiye önlemlerine karşın Newroz yapılmış ve olaysız bir şekilde sona ermişti. Ancak Nusaybinliler akşam evlerinde televizyon ekranlarında ya da radyolardan, sonraki gün yaşanacak provokasyona kapı aralayan bir İçişleri Bakanı’nın açıklamasıyla karşılaştı. Dönemin İçişleri Bakanı İsmet Sezgin, Şırnak kent merkezinde ve Cizre’de yaşanan olayların aksine Nusaybin’in Newroz kutlamalarını olaysız sona erdirdikleri için Nusaybin halkına teşekkür etti. Nusaybinliler ise Şırnak kent merkezinde ve Cizre’de yüzlerce yurttaşın otomatik silahlarla taranarak katledilirken, İçişleri Bakanı’ndan kendilerine gelen teşekkür mesajına hiç bir anlam veremedi. 22 Mart sabahı ise Nusaybin’de yaşayan yurttaşlar, sivil insanların katliamına yol açan polis, asker müdahalesini ve İçişleri Bakanı İsmet Sezgin’in teşekkür açıklamasını protesto etmek amacıyla binlerce kişi ile yürüyüşe geçti.

Alman panzerleri ve otomatik silahlar

Ramazan ayı olması sebebiyle oruç tutan binlerce Nusaybinlinin, o gün sağanak yağışa aldırış etmeden başlattıkları yürüyüş, Çağ Çağ köprüsü üzerinde polislerin müdahalesi ile karşılaştı. Köprü üzerinde bulunan kitle, köprünün her iki tarafından yerleştirilen Alman panzerleri ile ablukaya alındı. Görgü tanıklarının anlatımlarına göre güvenlik güçleri bir süre sonra, yapılan uyarılara aldırış etmeyen kitlenin üzerine Alman panzerlerini sürerek, otomatik silahlarla da taradı. Yapılan müdahaleden kendini kurtaramayan onlarca yurttaş, ya panzerler altında ezilerek yaşamını yitirdi ya da ağır yaralanırken, onlarca insan da kurtulmak için kendini köprüden attı, ancak kimisi akıntılı suya kapılarak boğuldu. Panzer müdahalesi ağır yaralanan yurttaşların kimisi köprünün hemen yanında bulunan Nusaybin Devlet Hastanesi’ne taşınırken, kimisi ise Mardin ve Diyarbakır’daki hastanelere kaldırıldı. Yaşanan olayda resmi rakamlara göre biri kadın 16 yurttaş yaşamını yitirirken, 106 kişi kalıcı fiziksel mağduriyete yol açacak şekilde yaralandı. Ancak resmi rakamların aksine o gün gerçekleşen katliamın mağduru yurttaşların anlatımlarında, yaşanan katliamda 16 kişinin değil 21 kişinin yaşamını yitirdiği belirtiliyor. Katliamın gerçekleştiği günün akşamında olaylar sona ererken, sonraki günler içinde sokağa çıkma yasağı ilan edildi.

Katliam yargılanmadı

Aradan geçen 22 yılın ardından yüzlerce insanın yaşamını yitirdiği ve hala unutulmayan bu katliam, dönemin DEP milletvekilleri tarafından TBMM’ye taşınarak soruşturma başlatılması istense de, gerçekleşen katliamın failleri, sorumluları hiç bir zaman açığa çıkartılmadı ve yargılanmadı. Katliamda yaşamını yitirenlerin yakınları ve katliam mağdurları karşılan baskılar nedeniyle ilk başlarda herhangi bir girişimde bulunmazken, sonrasında başlattıkları hukuki girişimlerden ise hiç bir sonuç alamadı ya da hiç soruşturma, dava açılmadığı için zaman aşımına uğratıldı.

2. Bölüm

1992 katliamının tanıkları anlatıyor

21 Mart 1992 yılında Şırnak merkezinde ve Cizre ilçesinde başlayan, sonraki gün Mardin’in Nusaybin ilçesinde devam eden Newroz kutlamaları sırasında, polis ve asker saldırısı sonucu onlarca kişi yaşamını yitirdi, yüzlerce kişi ise ağır yaralandı. Kürtler tarafından Newroz’un kronolojik tarihinde, sivil halka karşı gerçekleştirilen en kanlı katliam olarak bilinen 92 yılı Newroz’unun tanıkları yaşadıklarını anlattı.

Şırnak’ın Cizre ilçesinde 21 Mart tarihinde polis ve özel timlerin müdahalesi ile başlayan, ardından karşılıklı çatışmalara dönüşen ve 23 Mart’a kadar devam eden olaylarda resmi rakamlara göre, biri gazeteci 57 kişi otomatik silahlarla taranarak katledildi. Ancak resmi verilerin aksine bu sayının daha fazla olduğu belirtiliyor. Aynı gün Şırnak kent merkezinde ise katledilen insan sayısı ise 100′e yakındı. Hemen bir gün sonra Şırnak kent merkezi ve Cizre ilçesinde çıkan olaylarda katledilenleri anmak ve polis ve özel tim şiddetini protesto etmek amacıyla Mardin’in Nusaybin ilçesinde yürüyüşe geçen binlerce kişinin üzerine panzerlerin sürülmesi ve otomatik silahlarla taranması sonucu gerçekleşen katliamda ise,16 kişi yaşamını yitirdi, 106 kişi ağır yaralandı. “O yıllarda ateş yakanın bile katledildiğini” ifade eden 1992 yılında Cizre ve Nusaybin’de gerçekleşen katliamın tanıkları, yaşadıklarını ve gördüklerini anlattı.

‘Yeter ki bir ateş yansın, bir duman çıksın’

Katliamın yaşandığı gün 22 yaşında olan Asya Oğlağı (44), 90′lı yıllarda Newroz kutlamalarının yasak olduğunu ve kutlamalara izin verilmediğini hatırlatarak, kutlama yapmak istediklerinde müdahaleye maruz kaldıklarını belirterek, “Alanlarda bizlere saldırı yapılıyordu. İnsanlarımız katlediliyordu. Yaşlı insanlarımız ve çocuklarımız ayaklar altında eziliyordu. İnsanlarımız asker ve polisin saldırıları karşısında kaçtıkları zaman çamurun içinde yüzlerce insanımızın ayakkabıları kalıyordu. Alanlardan torbalar dolusu ayakkabı toplayabilirdiniz. Ortalık kan gölüne dönüşüyordu” sözleri ile sürdürerek, karşılaştıkları güvenlik güçleri tarafından kendilerine uygulanan baskıyı tarif etmeye çalıştı. 1992 yılında gerçekleşen kanlı Newroz’u katliamının ardından yıllarca kutlamasının yapılmadığını vurgulayan Oğlağı, “Kutlamaları sadece sistem yanlısı Kürtler ve korucular yapıyordu. Bizler kutlamaları yapmamanın verdiği acıyla yaşadık yıllarca. Ama her Newroz’da yine ateşimizi yaktık. Ama ateşimizi birçok yıl evimizin bahçesinde yaktık. Yeter ki bir ateş yansın, bir duman çıksın diye, bazı Newroz’larda evin içinde sobamızda ateşimizi yakıyorduk. Yani bütün inkar, imha ve asimilasyon politikalarına karşı bütün sindirme politikalarına karşı direnişle mücadele ettik ve özgürlük hareketimiz ve önderimiz sayesinde bu günlere geldik” diye konuştu.

Şimdilerde yapılan Newroz kutlamalarına yüz binler, hatta milyonlarla çok rahat bir şekilde gerçekleştirildiğinden bahseden Oğlağı, şunları söyledi: “Bizi bugünlere getiren önderimiz oldu. Bizler önderimiz Abdullah Öcalan sayesinde bugünlere geldik. Şimdi alanlarda kutlamalara renklerimizle, kendi dilimizde katılıyoruz. Direnişimizle bütün baskıları kırdık. Şimdiki kutlamalara günler kala insanlarımız, büyük bir coşkuyla yöresel kıyafetlerini hazırlıyor ve yine büyük bir coşkuyla kutlamalara katılıyor.” 57 yaşındaki Bedriye Çağdavul ise, 90′lı yıllarda kutlanan Newrozlar’da devletin baskıcı ve yasaklayıcı tutumu nedeniyle insanların adeta evlerine hapsedildiğini belirtti.

‘Panzerler gelip insanlarımızı zorla alıp götürdü’

Çağdavul, yaşadıklarını şu cümlelerle anlattı: “Özellikle de 1992 yılında yaşanan katliamlardan sonra halkımıza yönelik artan sindirme politikalarından dolayı halkımız evlerinde hapsedildi. Kimse Newroz’larda dışarı çıkamıyordu. 92 Newroz’unda birçok insanımız katledildi. Bizim evin önünde panzerler gelip insanlarımızı zorla alıp götürdü. Birçoğundan bir daha haber alınamadı. Birçoğu da yıllarca cezaevlerinde kaldı.” Yapmak istedikleri Newroz kutlamalarına getirilen yasaklamalara rağmen, sokaklarda olmazsa bile kendi evlerinin bahçelerinde bir şekilde kutlama yaptıklarını, ancak yine baskıya maruz kalmaktan kurtulamadıklarını belirten Çağdavul, “Bütün yasaklara rağmen bizler sokaklarımızda ve evimizin bahçesinde, bir lastik yaktığımızda bile, polis ve askerler gelip söndürüp, götürüyorlardı. 92 Newroz’unda Şırnak ve Cizre’de yaklaşık 100 insanımız katledildi. Köylerden gelenler, şehir girişlerinde katledildi” diye konuştu. Bir başka tanık Abdurrahman Daniş (68) ise, “Köylerimiz yakıldı, insanlarımız katledildi. 92 Newroz’u da böyle bir katliamdı. Köylerden kutlamalara katılmak için gelen insanlarımız katledildi. Çok sayıda insan öldürüldü” dedi. “Biz Kürt halkı olarak verdiğimiz bedeller sayesinde ve Serok Apo sayesinde insanlarımız bilinçlendi ve bugünlere geldi. Artık insanlarımız her şeyin farkındadır. Artık o eski Kürt değiliz. Bilinçli ve örgütlü bir konuma gelmişiz” diye belirtti.

‘Asker ve polis bizi otomatik silahlarla taradı’

Katliamın yaşandığı yıl 23 yaşında olan Ahmet Şimşek (45) isimli o dönemin bir başka tanığı da, Cudi Mahallesi’nde oturan yurttaşlar olarak, ilçedeki bütün mahallelerden gelen yurttaşlarla Nusaybin Caddesi’ne çıkıp yürüyüşe geçtiklerini söyledi. Şimşek, “Nusaybin Caddesi’ne oradan da mezarlıktaki şehitlerimizi ziyaret edecektik. Böyle karar alınmıştı. Asker ve polisler zırhlı araçlarla bütün sokak başlarını tutmuş, halkın ana caddelere girişlerine izin vermiyorlardı. Yine bütün halkı mahallelere adeta hapsetmişti. Bizler bu barikatları aştık ve Nusaybin Caddesi’ne çıktık” diye konuştu. Önce oturma eylemi yaptıklarını belirten Şimşek, “Asker ve polisler zırhlı araçlarla önümüzü kapattılar ve yürüyüşümüze izin vermediler. Oturma eyleminden sonra bizler yürüyüşe geçtiğimiz anda, bizi ağır otomatik silahlarla taramaya başladılar. Birçok arkadaşımız orada vuruldu. Ve Lokman diye bir arkadaşımız orada yaşamını yitirdi” dedi. Şimşek, “Bütün bu yönelimlere rağmen bizler mücadele ettik ve mezarlığa ulaştık. Newroz Kürt halkı için direnişi ve mücadeleyi yükseltmeyi ifade ediyor. İşte bizler bu anlam ve önemle Newroz’a yaklaşıyorduk” diye konuştu.

‘Nusaybin kan gölüne döndü’

22 Mart 1992 tarihinde Nusaybin’de gerçekleşen yürüyüşe Alman panzerleri eşliğinde otomatik silahlarla gerçekleşen müdahalede onlarca kişinin yaşamını yitirdiği katliamın mağduru olan Taybet Ak (40) isimli yurttaş, 1990′lı yıllarda halkın karşılaştığı baskılar nedeni ile özgürce Newroz’u kutlayamadığını belirterek, 21 Mart’ta polis ve panzer gözetiminde kutlayabildiklerini söyledi. Katliamın yaşandığı 22 Mart gününe ilişkin ise, dönemin devlet yetkilileri tarafından yapılan “teşekkür” mesajını protesto etmek amacıyla yürüyüş gerçekleştirdiklerini belirterek, “Şehitlerimizi ziyaret etmek amacıyla mezarlığa doğru yürüdük. Köprünün üzerinde toplandık. Karşımıza panzerler ve silahlarla çıktılar. Biz de köprü de oturma eylemi başlattık. Bize oradan kalkmamız için uyardılar, biz ise oturmaya devam ettik. Eyleme geçmek istediğimiz de ise onlarda üzerimize kurşunlar yağdırıp, panzerle ezdiler” diye konuştu. Kendisini kurtarmak isteyen bazı insanların Çağ Çağ Deresi’ne atladığını belirterek, yaşanan katliamla ilgili detayları paylaşan Ak, “Ben de köprünün altında saklanmak istedim. Bana köprünün altında kurşun sıktılar. Yanımdaki kadın arkadaşın da koluna sıktılar. Nusaybin kan gölüne döndü. Çok sayıda kişi yaşamını yitirirken, çoğumuzda yaralı olarak kurtulduk” diye konuştu. Saldırı sırasında her iki bacağımdan kurşunlanarak ağır yaralandığını belirten Ak, şunları anlattı: “Benimle birlikte 10 kişi Diyarbakır’a hastaneye kaldırıldık. Ondan sonra gitmediğim hastane kalmadı. Ancak aradan o kadar zaman geçmesine rağmen hala ayaklarımı rahat kullanamıyorum. Ağrılarımdan dolayı, rahatlıkla terlik dahi giyemiyorum. Bacaklarımın sinir damarları kopmuştu. Halen sıkılan kurşunların ağrılarını çekiyorum.”

‘Bütün baskılara rağmen Newroz’u kutluyorduk’

O dönemde karşılaştıkları bütün baskılara rağmen Newroz’u kutladıklarını söyleyen Ak, yaptıkları ve verdikleri mücadelenin tek nedeninin Kürdistan’ın ve halkın özgürleşmesi için yaşamlarını yitirenlerin anısına yaptıklarını söyledi. Katliam esnasında köprüden atlayan ve köprünün altında her iki ayağına sıkılan kurşunlardan dolayı sakat kalan Rabia Şineğu (50) isimli yurttaş ise, katliamın yaşandığı gün 5 çocuğunu evde bırakıp yürüyüşe katıldığını, ancak bir süre sonra panzerlerle önlerinin kesildiğini, köprü de oturma eylemi başlattıklarını söyledi.

‘İki taraftan üzerimize panzerler sürüldü’

Oturma eylemi yaptıkları sırada üzerlerine panzerlerin sürüldüğünü, panzer altında kalmamak için de köprüden atladığını belirten Şineğu, “Bizler de korktuk. Köprüden atladık. İki taraftan üzerimize panzerler geldi. Nasıl atladığımı dahi hatırlamıyorum. Gözlerimi Diyarbakır’da hastanede açtım. Hastanede 4 defa ameliyat geçirdim” dedi. Kendisi gibi yaralanan diğer yurttaşların da tedavi gördüğü hastaneye gelen Diyarbakır halkının, kendilerini hiç yalnız bırakmadıklarını ve destek olduklarını belirten Şineğu, “Çünkü ailelerimizin bizi ziyarete gelmelerine izin vermiyorlardı. Hastanede bizim tedavimizle yakından ilgilenen Serdar Necmioğlu adlı doktora dahi, Kürt olduğu için dava açtılar. O olaydan sonra destek almadan yürüyemiyorum. Çocuklarımla yaşadığım yaşam zehir oldu. Devletin hastanesinde ‘JİTEM, asker, polis bizi kurşuna dizdi’ bile diyemedik” diye konuştu. Artık eski günlere dönmek istemediklerini ve kimseden korkmadıklarını söyleyen Şineğu, hiçbir gücün kendilerini sömüremeyeceğini, devletin tank ve toplarından korkmadıklarını belirtti.

‘Oğlum Türk devletinin panzerleri altında katledildi’

Oğlu Hikmet Aslan’ı yaşanan katliamında yitiren ve “Oğlum daha 17 yaşında ve oruçlu iken” diyerek, başladığı konuşmasına gözleri dolarak devam eden 80 yaşındaki Ayşe Aslan ise, artık yaşlandığı için katliam gününe ait pek bir şey hatırlamadığını söyledi. Aslan, “Oğlum Türk devletinin panzerleri altında katledildi. O dönemde Newroz, Kürtler için hakkını aramaktı. Biz önderimize, şehitlerimize bağlıydık. Sadece Kürtlüğümüzü istiyorduk. Oğlum 1992 Newroz’unda panzerin altında kalarak şehit düştü. Oğlumu işkence ederek öldürdüler. Biz sadece hakkımızı hukukumuzu istedik. Biz Kürdüz. Neden Kürdistanlı olmak düşmana çok geliyor? Oğlumu hastaneye kaldıramadan yaşamını yitirdi. O gün çocuklarımıza karşı gözleri dönmüştü. Nerden bilebilirdim ki; çocuklarımızın önüne pusu kurduklarını, oğlumu öldüreceklerini. Bu ihanetçi bir katliamdı. Oğlum daha 18′ine girememiş, oruçlu idi. Bize bu haksızlığı yapanlara hakkımı helal etmiyorum. Oğlumdan sonra ben de hasta düştüm” dedi.

Her yıl 22 Mart’ta 16 meşale yakılıyor!

Nusaybin’de gerçekleşen Newroz katliamında yaşamını yitirenler, her yıl ilçe halkı tarafından çeşitli etkinliklerle anılırken, geçtiğimiz yıl Nusaybin Belediyesi tarafından Newroz etkinliklerinin kutlandığı alanda katliamda yaşamını yitiren 16 insan temsil eden bir anıt dikildi. Her yıl 22 Mart’ta, anıtta bulunan 16 meşale, akşam yakılarak, yaşamını yitiren insanların anılarına bağlılık ifade ediliyor.

Hazırlayanlar :

1. BÖLÜM : ERDOĞAN ALTAN / FARUK ŞEHİR /Diha

2. BÖLÜM : CENGİZ OĞLAĞI / ENGİN EREN/Diha

Benzer Haberler

Copyright © 2013 Emek ve Toplum - Sitede yayınlanan tüm yazılar Yazanın Sorumluluğundadır

Scroll to top